Yıllar vardır dopdolu yaşanmış yıllar ki unutulmaz.
Aradan yıllar geçse de “Eee… bir zamanlar çocukluğumuzda…” diye başlar. İşte hep o günleri yad eder, anlatır, anlatır. Öylece çocukluğumuzu bir nebze de olsa yaşamak isteriz.
Düşünüyorum da, bizim ve bizden önceki neslin çocukluk hatıraları o kadar çok ki…
Ya şimdiki neslin anlatacak neleri var?
Renkli televizyonları, lopelleri, atarileri ya da bilgisayarları…
Başka?
Hepsi o kadar…
Az kalsın unutuyordum. Bizim kırpıktan (halı ipi artığı) ya da lastik toplarımızla oynadığımız futbol maçları. Ya gece oynadığımız Körebe, Dardar, Micoz, Çanak Çömlek oyunları vardı.
Küçükken hava kararır kararmaz, yemeğimizi yedik mi, doğru dışarı çıkardık. Oyuna oynamaya… Bazen babalarımızdan ve annelerimizden kaçamak yaptığımız gece dışarı çıkmaların heyecanı da bir başkaydı. Dışarıya çıkıp büyüklü küçüklü, kızlı erkekli grubun arasına karıştık mı, dünyalar bizim olurdu.
Daha oy yıllarda küçüktük. Ablalarımız vardı. Onlar bizden daha büyüktüler. Hep onlarla oynardık. Hele “Dardar” oynayacağın dediler mi bayılırdık. İki büyük (abla) eşleşirler, her birimizi seçerek iki grup oluştururlardı. Oyuncu sayısı sınırsızdı. Ama genelde 5-6 kişilik gruplara ayrılırdık.
Tekerleme söyleyerek kalede kimin bekleyeceğini tespit ederdik. “Dardar” oyunu iki şekilde oynanırdı: “Görmeli” ya da “Yakalamalı”. Herhangi bir yer, bir ağaç, bir elektrik direği kale olurdu. Kalede bekleyecek grup, yüzleri duvara dönük oraya dizilirdi.
Öbür grup “ebe”leriyle birlikte saklanırdı. Kaledeki grubun ebesi saklanarak aramaya başlardı. Ebe kaleden uzaklaştıkça saklananlar gizlice, ebeye görünmeden kaledekilere yaklaşıp sırtlarına vurmaya başlarlar. O anda dayak yiyenler “Dar dar” diye bağırarak ebelerine haber verirler. Ebe, vuranları kovalamaya başlar. Nasıl kararlaştırılmışsa, görmeli ya da yakalamalı… Dayak yiyenlerin ebesi, rakip taraftan birini görür veya birini yakalarsa, bu defa öbür grup kaleyi bekler ve diğerleri saklanır.
Oyun bu şekilde sürüp gider. Bu oyunda çeviklik, atiklik, gizlilik çok önemlidir. Rakibi kalede ne kadar çok tutar ve döversen (bu dövme yalancıktandır) o oranda başarı kazanırsın. Bu oyunun galibi ya da mağlubu olmaz. Oyunun sonunda hepimiz yorgun düşerdik.
Yorgun argın ebelerden biri:
“Ocakta köz
Bitti söz
Kalkın gidin siz
Yatacağız biz”
Sözüyle evlerimize yollanırdık.
Büyükler uyanmasın diye, ayak parmaklarımızın ucuna basarak yavaşça odamıza girerdik.
Artık sokaklarda Dardar oynanmıyor. Başka oyunlar da yok. Çocuklar şimdi daha oyun çağından başlayarak bir yarış içindedirler ve çocukluklarını yaşayamıyorlar. Acaba onlar büyüyünce mi yaşayacaklar o dönemi? Yoksa kendi çocuklarının oyuncaklarıyla mı oynayacaklar?
Bilmem ki bu sokaklarda bir daha “Dardar” oynanacak mı?
Aradan yıllar geçse de “Eee… bir zamanlar çocukluğumuzda…” diye başlar. İşte hep o günleri yad eder, anlatır, anlatır. Öylece çocukluğumuzu bir nebze de olsa yaşamak isteriz.
Düşünüyorum da, bizim ve bizden önceki neslin çocukluk hatıraları o kadar çok ki…
Ya şimdiki neslin anlatacak neleri var?
Renkli televizyonları, lopelleri, atarileri ya da bilgisayarları…
Başka?
Hepsi o kadar…
Az kalsın unutuyordum. Bizim kırpıktan (halı ipi artığı) ya da lastik toplarımızla oynadığımız futbol maçları. Ya gece oynadığımız Körebe, Dardar, Micoz, Çanak Çömlek oyunları vardı.
Küçükken hava kararır kararmaz, yemeğimizi yedik mi, doğru dışarı çıkardık. Oyuna oynamaya… Bazen babalarımızdan ve annelerimizden kaçamak yaptığımız gece dışarı çıkmaların heyecanı da bir başkaydı. Dışarıya çıkıp büyüklü küçüklü, kızlı erkekli grubun arasına karıştık mı, dünyalar bizim olurdu.
Daha oy yıllarda küçüktük. Ablalarımız vardı. Onlar bizden daha büyüktüler. Hep onlarla oynardık. Hele “Dardar” oynayacağın dediler mi bayılırdık. İki büyük (abla) eşleşirler, her birimizi seçerek iki grup oluştururlardı. Oyuncu sayısı sınırsızdı. Ama genelde 5-6 kişilik gruplara ayrılırdık.
Tekerleme söyleyerek kalede kimin bekleyeceğini tespit ederdik. “Dardar” oyunu iki şekilde oynanırdı: “Görmeli” ya da “Yakalamalı”. Herhangi bir yer, bir ağaç, bir elektrik direği kale olurdu. Kalede bekleyecek grup, yüzleri duvara dönük oraya dizilirdi.
Öbür grup “ebe”leriyle birlikte saklanırdı. Kaledeki grubun ebesi saklanarak aramaya başlardı. Ebe kaleden uzaklaştıkça saklananlar gizlice, ebeye görünmeden kaledekilere yaklaşıp sırtlarına vurmaya başlarlar. O anda dayak yiyenler “Dar dar” diye bağırarak ebelerine haber verirler. Ebe, vuranları kovalamaya başlar. Nasıl kararlaştırılmışsa, görmeli ya da yakalamalı… Dayak yiyenlerin ebesi, rakip taraftan birini görür veya birini yakalarsa, bu defa öbür grup kaleyi bekler ve diğerleri saklanır.
Oyun bu şekilde sürüp gider. Bu oyunda çeviklik, atiklik, gizlilik çok önemlidir. Rakibi kalede ne kadar çok tutar ve döversen (bu dövme yalancıktandır) o oranda başarı kazanırsın. Bu oyunun galibi ya da mağlubu olmaz. Oyunun sonunda hepimiz yorgun düşerdik.
Yorgun argın ebelerden biri:
“Ocakta köz
Bitti söz
Kalkın gidin siz
Yatacağız biz”
Sözüyle evlerimize yollanırdık.
Büyükler uyanmasın diye, ayak parmaklarımızın ucuna basarak yavaşça odamıza girerdik.
Artık sokaklarda Dardar oynanmıyor. Başka oyunlar da yok. Çocuklar şimdi daha oyun çağından başlayarak bir yarış içindedirler ve çocukluklarını yaşayamıyorlar. Acaba onlar büyüyünce mi yaşayacaklar o dönemi? Yoksa kendi çocuklarının oyuncaklarıyla mı oynayacaklar?
Bilmem ki bu sokaklarda bir daha “Dardar” oynanacak mı?
Yorumlar
Yorum Gönder