Turgut İlhan (Samağır 1936 – Talas 23 Ekim 1996)




Turgut İlhan’la yüz yüze konuşma şansına sahip olmadım. 1993 yılında Bünyan Kültürü Dergisini çıkarırken Talas’tan yazdığı mektupları hatırlıyorum. Ben de kendisine bir hikayesini göndermesi ve kısa bir özgeçmişini de yazması için mektup yazmıştım. Bana “Ruziye’nin Saçları” isimli hikayesini göndermişti. Bu hikaye, Bünyan Kültürü Dergisinin Ocak 1993’te 3. sayısında yayınlandı. Ruziye’nin Saçları’nda yazarın müthiş bir gözlem yeteneği olduğunu ve kelime dağarcığının da oldukça geniş olduğunu görmüştüm. Yazarın kendine has bir üslubu vardı ve bu yeteneklere sahip bir insanın mutlaka ulusal çapta yayınlarda yer bulacağını düşünüyordum. Sonradan öğrendim ki Çağdaş Türk Dili Dergisi başta olmak üzere, gönderdiği birçok hikaye imlasının iyi olmadığı gerekçesiyle geri gönderilmiş. Halbuki hikaye iyi olduktan sonra imla dediğin nedir ki, oturulur yarım saatte düzeltilir. Belki o kadar da sürmez. Bir ara Kayseri Ülker Gazetesi, yazdıklarını yayınlamış ve yazara bu bir umut ışığı olmuş. Lakin, beklediği yerlerden görmediği ilgi onu perişan etmiş. Hani bazı hayatlar vardır, baştan yazılması gerektiğini düşündüğünüz. Turgut İlhan, eğer farklı bir ortamda olsaydı, bugün Türkiye’nin yetiştirdiği önemli hikayeciler arasında adı geçecek biriydi.
Bünyan Kültürü dergisine kısaca bir hayat hikayesi yazmıştı ve şöyle diyordu: “1936 yılında Samağır köyünde doğdum. Babamı iki yaşında yitirdim. Çok çocuklu bir evde büyüdüm. Türk ağalarının ve de Ermeni çorbacılarının kapılarında çıraklık, çobanlık yaptım. Kendi köyümde çobanlığın her türünü yaptım. İlkokul üçüncü sınıfı Eğitmen’de okudum. Pazarören Enstitüsüne gavur mektebidir diye dedem tarafından verilmedim. Gavur yazısıdır diye okutulmamış olan ve de çoban bırakılmışların kuşağından oluyorum. Şimdi işçi emeklisiyim.”
En son Kangal Termik’te çalışmış ve emekli olacağı günleri iple çekmişti. Bu sırada Kayseri Ülker GazetesindeBulduk” isimli eseri yayınlanmıştı. Emekli olunca Kayseri Talas’a yerleşti ve çalışmalarına bu cennet köşesinde devam etti. Çağdaş Türk Dili Dergisine “Yitik Koca” isimli hikayesini yollamış ve yine aynı mazeretleri ihtiva eden bir cevap almıştı: “Daktilo ile yazılması lazım, imlasının düzeltilmesi lazım vs.” Ayla Kutlu isimli yazar, eline ulaşan “Yitik Koca” isimli hikayeden hareket ederek yazdığı “Kargalar” adlı senaryo ile Yunus Nadi Ödülüne layık görülecekti. Ödülü aldıktan sonra Turgut İlhan’ı arayan Ayla Kutlu, Turgut İlhan’ın altı ay önce öldüğünü öğrenecektir. Turgut İlhan, 1996 yılının Ekim ayının 23. günü Talas’ta vefat etmiştir.
Umduğunu bulamayan, beklediği ilgiyi bir türlü görmeyen bir insan olarak aramızdan ayrılmıştır. Gönül kırıklığı, elinden tutulmayışla umutsuzluğa dönüşürken o hep bir tevazu abidesi olarak karşımızda duracak. Halbuki onun yazdıkları çok değerliydi. Yöresel kelimelerle birleştirdiği İstanbul Türkçesi, Türk Diline büyük katkılar sağlayacaktır. Onun eserlerini birisi toplayıp bir kitap haline dönüştürdüğünde geçmişe bir kez daha hayıflanırken bir büyük yazarı kazanmanın da mutluluğunu yaşayacağız. O günler çok uzaklarda değil.
S.Burhanettin AKBAŞ

Yorumlar