BİZİM BÜNYAN’I YİYİP BİTİRDİLER!

Hani sorarlar ya… Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı diye… Hem gez, hem oku…Kim ne der ki… Gelin tanış olalım de tanış insanlarla… Otur konuş, öğrenmek zor iş değil ki…
Bir adamla tanıştırdılar beni. Adam Siirtliymiş. Bana dedi ki:
-Hiç Bünyan yedin mi?
Yüzüne şöyle bir baktım, bir esprinin kurbanı olmayalım diye. Yok yok ciddi ciddi soruyor elin adamı.
-Ekmeğini yedik, suyunu içtik ama Bünyan yerinde dursa olmaz mı dedim.
-Yok be gardaşım, Siirt’te bir yemek var, adı Bünyan… Ondan bahsediyorum.
-Nasıl bir yemek dedim.
-Diyabakır’ın ciğer kebabını yemek neyse, Siirt’te Bünyan yemek odur.
Sanki Diyarbakır’ın ciğer kebabını iyi bilirim de, tarife bak tarife!...
Anladığım kadarıyla bu bir et yemeği olmalı diye düşünmekteyim.
Derken devam ediyor:
-Peki Kuzu Bünyan yedin mi?
-Yok yemedim, ya sen yedin mi?
-Yedim yedim, Kuzu Bünyan, bir Erzurum yemeğidir.
-Yok ya! Allah Allah!
-Peki Bünyan Kebap yedin mi?
-Hah, işte onu çok yedim. Bünyan’a gidip de kebap yenilmez mi?
-Yok yahu, öyle değil. Afyon’a gelen Yozgatlı aşçılar yapar bu yemeği… Adına da Bünyan Kebap derler.
-Yok ya!... Hiç duymadım. Yiyip bitirdiniz bizim Bünyan’ı…
(Gülümsüyor ama duracağı da yok gibi)
Adam durmuyor, üstüme üstüme geliyor:
-Bünyan Duvarı’nı gördün mü?
-Tövbe tövbe, Bünyan’da çok duvar gördüm, hangisini soruyorsun?
-Yok be gardaşım, Siirt’in tarihi eserlerinden biridir Bünyan Duvarı… Onu diyorum.
-İyi ama güzel arkadaşım, ben Siirt’e gitmedim ki…
-Biliyorum gardaşım, ben öğrenesin diye söylüyorum. Peki, Bünyan Kalesi’ne çıktın mı?
-Anladım hikayeyi… Siirt’te Bünyan Kalesi de var, hay maşallah !
-Doğru… Bünyan Kalesi, Siirt’in Şirvan İlçesindedir.
-İyi de sizin işiniz gücünüz yok mu, her yere Bünyan adını verdiniz?
(Gülümsüyor, sonra kahkaha atıyor)
-Pekii… Bünyan Dağlarını biliyor musun?
-Hah onu biliyorum. Sakın Siirt’te Bünyan Dağları var deme… Çünkü, Bünyan Dağları, Samsun’da…
-Hay atana rahmet, bak bunu iyi bildin! Bünyan Dağları Siirt’te değil, Samsun’dadır.
-İyi de güzel arkadaşım, senin işin gücün yok mu? Niye böyle Bünyan adıyla kafayı bozdun ki…
- Şimdi anlatayım da dinle!... Ben de senin gibi, okuyorum yazıyorum, araştırıyorum. Bu isimler tesadüfen verilmiş olamaz, doğru mu?
-Doğru…
-Anadolu Selçuklu Devleti öncesinde Büyük Selçuklu Devleti vardı, öyle değil mi?
-Evet…
-Bugünkü İran toprakları üzerine kurulmuştu. Bünyan, o zamanlar Selçuklu şehirlerinden birinin adı idi. İşte oradan Anadolu’ya göçen Selçuklu soyundan insanlar, nasıl Horasan’ı, Tebriz’i, Semerkant’ı, Buhara’yı unutmadılarsa Bünyan adını da unutmadılar.
-Bak sen şu işe!...
-Biz de Siirtliyiz ve Selçuklu soyundanız. Bu ismi bugüne dek yaşatmışız. Ben Türkiye’nin değişik yerlerindeki Bünyan adlarını toplamışım. Onların hatırası diye…
-Anladım, sonunda Kayseri’nin Bünyan ilçesine de ulaştın. Lakin, bu isim bu ilçeye 1895 yılında verildi. Yani çok eski bir isim değildir. Asıl şekli Bünyan-ı Hamid’dir. Bu da Hamid’in evleri, binaları manasına gelir ki Sultan İkinci Abdulhamid’e olan şükranı ifade eder. Bünyan’ın eski adı Sarımsaklı’dır. O da Sarımsaklı Yörüklerinden gelir.
-Peki, Sarımsaklı Yörükleri, Selçuklular zamanında Anadolu’ya girmediler mi? 1200’lerde Karadeniz’in üst kısmına geçip orada Samsun dolaylarına yerleşmediler mi?
-Vay be… Doğru söylüyorsun!... Ne de çok şey biliyorsun! Hazırlıklı gelmişsin besbelli…
-Siz halı dokursunuz Bünyan’da değil mi?
-Evet…
-Halılarınıza Buhara, Şirvan, Kazak gibi isimler verirsiniz değil mi? Hiç düşündün mü, bu Selçuklu isimlerini niye unutmadınız da hala bu isimleri veriyorsunuz? Duvar yapıyorsunuz, karıştırdığınız sıvaya Horasan diyorsunuz.
-Hay atana rahmet, gel seni Bünyan Kebabı yemeğe götüreyim. Bu güzel muhabbete orada devam edelim.
Hayatta bizi ne sürprizler bulacak daha bilinir mi hiç. Belli mi olur, bir gün Siirt’e bizim de yolumuz düşer de Bünyan Kalesini, Bünyan Duvarını görürüz. Sonra da bizim Bünyan’ı afiyetle yeriz. (Orada böyle bir yemek var ya…)

Yorumlar